19 Ocak 2015 Pazartesi

Seninle Söyle Bir Oturup Konusamadık

İki adam tanıdım,
Biri Franz Kafka digeri Sabahattin Ali…
Birinin Milena’sına olan askı vardı digerinin ise Kürk Mantolu Madonnasına.
Okurken insanın içinden hissettigi bir sevda hatta, yüreginin taa derinine isleyen.
Bosa dememisti Asık Veysel;
‘oglan kıza kavusamazsa ask olur’ diye
Tam da böyleydi ikisinin sevdaları.
Kavusamadılar ama askın nasıl bisey oldugunu en iyi onlar anlattılar.
Zaten ask kavusamamaktı.
Zaten kavusunca ask olmuyordu.
Heyecan oluyordu, heves oluyordu, gözlerde ısık oluyordu, hasret oluyordu
Sonrasında ayrılık oluyordu, dert oluyordu, acı oluyordu, pismanlık oluyordu. Öfke oluyordu, bazısı nefrete bile dönüsebiliyordu.
Bir zamanlar en cok sevdigin, inandıgın adam hayal kırıklıgın oluyordu, artık tamamen yabancı oluyordu.
Ama ask olmuyordu.
Ask kosulsuz sevmeyi hak ediyordu.
Biraz zorlanınca kacıp gitmeyi degil
Senden ayrılıp hemen bir baska kalbe girmeyi, onunla gülmeyi degil.


Bu iki adamda bunu anlatıyordu her mısrasında. Hayranlıgım belki de bu yüzdendi.
Hergün hayranlıkla onların asklarını okudum.
Zihnimde kazılıydı her bir cümlesi.
Her an paylastıgım.


‘Ah Milena herseyin bambaska olmasını isterdim’ diyordu Kafka onlarca mektubundan bir tanesinde.
Herseyin bambaska olmasını isterdim, ve hersey bambaska oldu.
Tahmin edemeyecegimin ötesinde hemde.

O yüzden böylesi iyiydi.
Askı okumak iyiydi.
Cünkü varlıgı, yasanabilirligi yoktu.
Bu iki adam bir askın olduguna inandırıyorlardı kalbimi ve bunu öyle güzel anlatıyorlardı ki
Sadece okumak bu kadar keyif verebiliyordu.
Sahicisi olmadıgı icin, onların hikayeleri yer ediyordu zihnimin her hücresine.
Belki de sadece beklemeyi ögretiyorlardı
Bu yüzden askı sadece yazabiliyorduk, yazarak anlatabiliyorduk
Bizim sevdamızın lisanı da buydu.
Yazıyorduk.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder